Bir Coronavirüs mağdurunun hissiyatı: Coronavirüs Hizmet insanlarına ne yapar?

Corona günlerinde uzaklarda yaşayan çocuklarla yapılabilecekler – Esma Deniz
Nisan 5, 2020
GCSE ve A-Level Değerlendirmesi ile alakalı yeni açıklama
Nisan 6, 2020
Paylaş

NOT: Gelen satırlar Coronavirüs mağduru bir Hizmet insanının hissiyatını aktarıyor. Hissiyat kendilerine her ne kelimeyi kıyafet olarak seçtiyse, ellemedik, öyle bıraktık. İsimsiz yayınlandığı gerçeğini avantaja çevireceğinizi ve kendi günlüğünüzü okuyormuş gibi okuyarak empati kurabileceğinizi ümit ediyoruz. 

Sabah yatağımdan zor kalkmıştım. Birçok iş arkadaşım evden çalışıyordu, ancak ofise gitmem gerekiyordu. Ofise gidip biraz çalıştıktan sonra artık sandalyemde dahi oturamayacak kadar yorgunluk hissetmiştim. Sandalyenin kolçaklarına değen dirseklerim dahi ağrıyordu. Hemen eve döndüm, kendimi yatağıma attım. Yaklaşık 4 saat kadar uyuyup uyandıktan sonra lavaboya zar zor gidebilmiştim, ama lavaboya gittiğimde, 4 saatte topladığım tüm enerjimi tüketmiştim. Zar zor çıkmıştım lavabodan. 

Daha önce günlerce çok uzun saatler mesai yapmıştım, ama hayatımda hiç bu kadar yorgun hissetmemiştim. Bırakın kolumu, parmaklarımı bile oynatamıyordum. İlk kez o zaman Corona virüsünü kapmış olmuş olabileceğimi düşündüm. Derken eşim odaya girmeye çalıştığında kendisine izin vermedim. Tevafuken, o aralar işler çok yoğun olduğundan, eşimi doğru düzgün göremiyordum. O ana kadar kendisine bulaştırmamış olma ihtimalim yüksekti. Kendisine odaya girmemesini söylediğimde, onu yanımda istemediğimi sanıp gücenmişti belki ama, tedbir ilk şiarımız olmalıydı. Zar zor kendisini ikna edip o geceyi öyle geçirecektim. İkna ederek son enerjimi kullanmıştım, tekrar yorgun düşüp aşağı yukarı gece 12’ye uyumuştum yine. Uyandığımda biraz kendime geldiğimi düşündüm, 1 saat kadar çalıştım tekrar. Daha sonra enerjimin bittiğini farkettim, tekrar kendimi zar zor yatağa attım.

Bel ve sırt ağrılarımdan dolayı zor ettim sabahı. Bu arada önceki gün halsizlik ve mide bulantım nedeniyle hiç yemek yiyememiştim ve sabah olduğunda da kahvaltımı yapamadım. Bel ve sırt ağrılarım inanılmaz dereceye ulaşmıştı. Yatağa değen her bir hücrem şiddetli derecede ağrıyordu sanki. Vücudumda da sanki hiç enerji kalmamıştı, içten içe bir titreme başlamıştı. Çok geçmeden ateşim de yükselmeye başladı. Odadaki suya ve ağrı kesicilere zar zor uzanıp ağrı kesici bir ilaç almıştım. Biraz ağrılarım hafiflese de ateşimi düşürmemişti ve önce 37.5, sonra da 38.5 civarına çıkmıştı ateşim. Eşim yanıma gelmekte ısrar ediyordu. Bir yandan da onu gelmemesi için hem ikna etmeye hem de gönlünü almaya çalışıyordum. O da üzülüyordu belki ama, eşin de olsa başkasına bulaştırmama gibi bir mesuliyetimiz vardı. Öğleden sonra kuru öksürük ve göğüs ağrısı da başladığında iyice kendimden emin olmuştum.

Bir yandan da arkadaşlar “Corona Destek Hattı” mahiyetinde bir WhatsApp grubu kurmuşlar, bunun mesajları geliyordu. Yıllar olmuştu nasipsizliğim. Yıllardır Hizmet insanlarının arasında vakit geçiriyordum, ancak Hizmet insanına hala bir kardeş olamamıştım. Zalimin tarafında olmamıştım Elhamdülillah, ancak Hizmet’e dostluktan öteye de geçemedim hiçbir zaman. Yıllardır anlayamadığım hizmet insanları, yine başkalarını düşünüyor ve bizlere bu zor zamanlarda destek olup ihtiyaçlarımızı gidermesi için “Kardeş Aile” öneriyorlardı. “Hizmete gidicez” söyleminin sözde kalmaması için uğraşan dostlar, insanları her seferinde şaşırtmaya devam ediyorlardı. Eskiden fiziken ve madden gidilen hizmetler, şimdi belki insanlara manen gidilerek yapılıyordu. Tüm İngiltere’nin ve hatta tüm dünyanın nefsini düşündüğü şu zamanda “bir ihtiyacın var mı kardeşim” diye sorup ihtiyaçlarını gidermesi, bu Hizmet erlerinin temizliğini bir kere daha ispatlıyordu. Onların yanlarında oluyormuş gibi gözükmemi samimiyet zannetmiş olan bu insanlar, tekrar yanımızda olarak bizleri utandırıyorlardı. Ardı ardına arayıp soran, yiyecek, meyve, ilaç getirenler oldu…

WhatsApp destek grubundaki arkadaşların tavsiyesi ile internet sitesindeki online anketi doldurmuştum. Verdiği numarayı aramamı ve yetkili biri ile görüşmem gerektiğini yazıyordu. Numarayı aradım, yaklaşık 15 dakikalık beklemenin ardından bir hemşire beni karşılamıştı telefonda. Çeşitli sorular sordu, durumumun hafife alınmaması gerektiğini ve uzman ile görüşmem gerektiğini, hemen hatta bağlayacağını söyledi. Bir 20-25 dakika da doktoru beklemiştim, ancak bu arada yine enerjim tükenmek üzereydi. Ayrıca ateşim yine artmıştı. Ağrılarım da inanılmaz dereceye çıkmıştı. Sonunda doktor bağlandı, daha detaylı sorular sordu ve bazı hareketler yapmamı istedi. Belirtilerin Corona olduğunu, ancak risk grubunda gözükmediğimi söyleyip teste gerek duymadığını bildirdi. 14 gün boyunca ben ve benle aynı evde kalan herkes karantina altında idi. Fakat yerel bir uzmanla görüşmemin şart olduğunu, kendisine haber vereceğini ve beni 2 saat içinde arayıp daha detaylı tavsiyelerde bulunacağını söyledi. O kadar yorgun düşmüştüm. O gün de hiç yemek yiyememiştim. Her su içtiğimde de midem bulanıyor, istifra edecek gibi oluyordum. Doktoru beklemek için 1 saat kadar anca dayanabildim ve tekrar uykuya dalmıştım. 

Gece birkaç defa ateş ile uyuyup uyanmıştım. Ertesi gün kahvaltıda sadece 2 yumurta yiyebilmiştim, ancak eşimin hazırladığı meyveleri yiyebiliyordum. Kardeşlerimizden birinin getirdiği vitamin ilaçlarını da almaya başlamıştım. Ancak başka birşey ağzıma koyamıyordum. Max/Ultra Strength grip ilaçlarını almaya devam ediyordum. Yaklaşık 1-2 saat etkisini gösterdikten sonra ateşim tekrar yükseliyor, ağrılarım artıyordu. Ancak mide bulantımı hiçbir şey geçiremediğinden, hala yemek yiyemiyordum. Yerel bir doktor öğlen gibi beni aradı, detaylı bir görüşme gerçekleştirdik. Hastaneye götürebileceklerini ya da evde kendime bakabileceğimi düşünüyorsam evde karantina altında kalabileceğimi söyledi. Titremeler, ateşler, terlemeler çok sık oluyordu ve evde kalmanın daha iyi olduğunu düşündüğümden dolayı evde kalmayı tercih ettim. 

Eşim her türlü ihtiyacımı kapıya getiriyor, odanın kapısını tıklatıp yere bırakıp gidiyordu. Aynı havayı solumamaya gayret ediyorduk. Görüşmelerimizi de telefonla ve WhatsApp üzerinden yapıyorduk. Her getirdiği şeyi alırken tüm hijyen kurallarına dikkat etmesini söylüyordum. Her defasında tepsiyi, eşyalarımı, paketleri ve dokunduğum herşeyi tek tek siliyor, yıkıyordu. Eldiven kullanıyordu ve maske siparişi de vermiştik. Kolonya ve dezenfektanı sürekli kullanıyorduk.

Arkadaşları endişelendirmek istemiyordum ama, bir yandan da vücudumdaki zayıflamayı iyiden iyiye hissediyordum. On yılı aşkın bir süredir gözlemlediğim Hizmet insanı her türlü senaryoya hazırlıklı davranıyordu. Örnek aldığım bu insanlar madem böyle yapıyor, ben de böyle yapmalıyım dedim. Ne olur ne olmaz, üzerimdeki işleri arkadaşlara aktarmaya başladım. Ara ara dinleniyor, ara ara da işlere devam ediyordum. Akşama doğru kendimi zorladım ve biraz patates püresi yiyebildim. Sıcak duş alıp uyudum. Ancak gece 5 saat içerisinde 4 defa aşırı ateş, terleme ve titreme ile uyandım. Her seferinde kıyafetlerimi tamamen değiştiriyordum ve sabah en son uyandığımda yastık ve yatak tamamen sırılsıklam halde oluyordu. Kılıfların değiştirilmesi yeterli değildi, çünkü sanki hem yastık hem yatak su dökülmüşten beter haldeydi. Yastıkları çıkardım, yeni yastıklar getirdi eşim. Yatağı da değiştirdim. Ancak bu işlemi yapabilmem aşağı yukarı 2 saat sürmüştü ve tekrar halsiz düşmüştüm.

İnsanın yorgun olduğu, bir odada kapalı olduğu zamanlar zordur, bir destek arıyor insan. Benim de aradığım destek, yine Hizmet insanından gelmişti. Pazar pazar neydi bu insanların derdi, anlayamamıştım. Bir abimiz çıkmış, yine yeni bir Hizmet modelinden bahsediyordu. Hizmetin sürekli kendini güncellediğini anlatıyordu. Milletin ailem dediği pazar gününde kalkmış bireyler anlatıyorlardı. İnsanların evlerine kapandığı günlerde bile Hizmet modeli geliştirmeyi kendine şiar edinmiş bu insanların etrafında olması insana huzur veriyordu. Hastalığım sırasında aldığım ilaçlar ağrılarımı unutturamamıştı belki, ama bu abilerimiz unutturmuştu ağrılarımı biraz olsun. Hizmetten kişilik konusunda yeterince faydalanamamıştım belki ama, ağrılarıma yine çare ilaçlar değil, Hizmet olmuştu. Yıllardır anlattıkları model insanları oynuyorlardı ve ben yine anlayamıyordum. Olsun, anlayamasam da o yolda olmanın verdiği haz insana ayrı bir güç veriyordu. Ağzından “Bal” damlayan abimin sözleri, kalbe yeniden inşirah veriyordu. Ve tabi devam eden günlerde de bu sohbetlerin linkleri dünyanın dört bir tarafından akmaya devam edecekti.

Sadece onlar değil tabi, dünyanın dört bir tarafından beni kardeşi olarak görme alçakgönüllülüğünü gösteren dostlarım ve çeşitli yerlerdeki akrabalarım durumumu ara ara soruyorlardı. Gelen mesajlara cevap vermeye çalışıyordum, ama yorgunluk ağır basıyordu ve sık sık uykuya dalıyordum. Günde sadece bir öğün yiyebiliyordum. Günde uyuduğum toplam zaman 15 saati geçiyordu. İş toplantılarıma online katılmaya çalışıyordum ancak bir saatlik toplantı sonucunda en az 4-5 saat uyuyordum. Yorgunluk ve ağrı ile birkaç gün daha geçmişti.

Altıncı gün aksama doğru kendimi gayet iyi hissetmiştim. Arkadaşlarla videolu görüştüm, hastalığın geçtiğini düşünmüştüm. Tabi aldığım onca ilacın da etkisi yok değildi. Ancak yine birdenbire dakikalarca ve belki bir saatten fazla süren, bitmeyecekmiş gibi duran bir titreme gelmişti ve ardından da yüksek ateş başlamıştı. Titreme ile tüm gücümü tüketmiş gibiydim ve ateşim iyice yükseliyordu. Ağrı dayanılmaz seviyeye ulaşmıştı. Telefonla arayan eşime cevap verecek gücüm dahi kalmamıştı. İyice ağırlaştığımı, metabolizmamın yavaşladığını, ardından da görme yetimin iyice azaldığını farkettim. Başım dönmeye başlamıştı. İlk defa o zaman aklımdan ölüm geçti ciddi olarak. Gözlerimi kapattım. Kendi kendime düşünüyordum. Ölüme hazır mıydım? Belki hazır değildim, çok eksiğim gediğim, hatam vardı ama, zalimin yanında da olmamıştım. Benim bildiğim Rabbim Rahmeti ile muamelede bulunur diyerek kendime züğürt tesellisi vermeye çalışıyordum. 15 Temmuz’dan sonraki süreçte dostlara karşı üzerimdeki gönül kırgınlığının yanında, hastalığın da etkisi ile kendimi artık bırakmıştım.

Sonra gözümün önüne hapishanede kanser olup hayatını kaybeden çok sevdiğim bir abimiz geldi. Bana Hizmet’i tanıtan, öğreten, kalbime yerleştiren abimdi. 20 defa dilekçe vermişti, acıları dayanılmaz olmalıydı, ama savcı görmezden gelmişti ve ölümüne ferman çıkarmıştı. Ve ardından, gaybubette hayatını devam ettirmeye çalışırken amansız hastalığa yakalanıp ağrılar içinde vefat eden din kültürü hocamız gözümün önündeydi. Ağrılarım mıydı gözlerimden yaşları akıtan yoksa bu abilerimize karşı vefasızlığım mıydı bilemiyorum, ama benim durumumdan kat kat ağır ve hapiste olan nice Hizmet insanı varken ölümü düşünme, ölümü içten içe kurtuluş görme hastalığı da anca bana yakışacak bir bencillikti. Zamanın muavenet devri, kardeşlik devri, yardımlaşma devri, kervanın fırtınaya tutulmuş kısmına el verme devri olduğu bir zamanda ölümü bir kurtuluş görmek hainliktir ve anca benim gibilere yakışır diye utandım kendimden.

 Ve nereden çıktı bilmiyorum, ama Hocaefendi’nin Yunus Emre’den sık sık tekrarladığı şu dizeler geldi aklıma birdenbire:

“Gelse celalinden cefa,
Yahut cemalinden vefa,
İkisi de cana safa,
Kahrı da hoş lütfu da hoş.”

15 Temmuz olmuş, insanlar evlerinden yurtlarından edilmiş, acılar çekmiş, ve ben hayatıma neredeyse birşey olmamışçasına devam ediyordum.  Bu dizelerin hitap edildiği kahramanlar bu dizeleri son birkaç yıldır hakkelyakin yaşıyorlardı, ama benim yaptığım tek şey anlıyormuş gibi etrafta dolanmak ve bu dizeleri hissetmeden tekrarlamak idi. “Bunları rahat zamanında söylemek kolaydır, böyle hastalık ve zorluk zamanında da söyle de görelim” dedim kendi kendime. Şeytanın uğraştığı dakikalarda bu dizeleri tekrar tekrar söyleyerek uykuya daldım. Gece birkaç defa daha terleyerek ve titreyerek uyanmıştım. Sabah kalktığımda ateş hissetmiyordum, ancak tekrar bitap düşmüştüm. O günün tamamını uyuyarak geçirmiştim. Hatta ondan sonraki birkaç günü de neredeyse hep uyuyarak geçirdim. Sadece su, ilaç, vitamin ve bir öğün yemek için kalkıyordum. Fakat 7. Günden itibaren pek ateşim çıkmıyordu, titremelerim azalmıştı. Aşırı yorgunluk, halsizlik, bel ve sırt ağrısı 4-5 gün kadar daha devam etti. Bu süre boyunca da günde 15 saatten fazla uyumaya ve dinlenmeye devam ettim. Tabi bu sürede hizmet dostlarım alışverişlerimizi hallediyor, bizleri yalnız bırakmıyordu. 11 veya 12 günün sonunda artık ağrılarım da azalmaya başlamıştı. Kalkabiliyor, daha fazla hareket edebiliyor, hatta iki öğün yemek dahi yiyebiliyor hale gelmiştim. Fakat 6 kilo vermiştim. Halsiz de olsam, yemek yiyerek toparlamaya başladım kendimi.

Daha sonra iki gün daha karantinada kalmaya devam ettim. 14 günü tamamlamıştım. Artık odadan çıkabilir hale gelmiştim. Kendimi tamamen normale dönmüş hissediyordum. Odadan çıktım, fakat odayı yine bir hafta kadar daha kapattım. Eşim odaya hala giremiyor, çünkü Covid-19 virüsünün ne kadar daha yüzeyde yaşadığı henüz tam olarak bilinmiyor. Bir sonrası aşamada ise ben odaya gidip iyice her yeri dezenfektan ile sileceğim ve eşim odaya ondan sonra girebilecek.

Her arayan bana 14 gün boyunca bir odada nasıl kalabildiğimi sordu. Bu sorunun cevabını sizler de merak ediyorsunuzdur belki. Bu soruya cevap vermek, şu an hapiste olan veya zamanının bir kısmını hapiste geçirmiş hizmet dostlarıma hakaret olarak görülecekse affediniz. Ben bir odada kapalıydım arkadaşlar, her istediğim kapıya bırakılıyordu, arkadaşlarımız sürekli olarak evimize ihtiyaçlarımızı taşıyorlardı. Nispeten büyük bir odada, kendi tuvaletim banyom vardı, tek kalıyordum, rahat yatağım vardı. Bu soruyu bana ve kendinize sormadan önce, halihazırda hapiste olan Hizmet insanlarını düşünün. Küçücük yerde onlarca kişi aylarca kalıyor, çoğu zaman banyo ve tuvalet imkanını doğru dürüst kullanamıyorlar. Biz 14 günlük karantinadan şikayet edersek onlar ne yapsınlar?

Evet, Corona virüsüyle beraber gelen bir hastalığa yakalandım ve Elhamdülillah atlatmış bulunuyorum arkadaşlar. Ama asıl virüs, kalbimdeki virüs, ve o virüsü atmak kolay değil. Beni Hizmet’te kardeş gören dostlarımın etrafımda olması her zaman güç vermiştir bana ve vermeye devam edecektir inşallah. Umulur ki onların dezenfektan özelliği sayesinde asıl virüsü de bünyemden atmaya muvaffak olurum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir