Britanya Hizmetinin Bayram Tebriği

Her Hali Güzel İnsan
Mayıs 30, 2020
Akıl Okulu bir, aklın yolu bir sürü – Melahat Betül Şener
Haziran 20, 2020
Paylaş

Bilal Karaduman*

Bayram, katiyen Ramazan’dan çıkmış olmanın, oruç günlerini arkada bırakmanın ve rahatça yeme-içme serbestliğine ermenin sevinci değildir. O, kulluk vazifesini eda etmiş olma ve Cenâb-ı Hakk’ın gufranına kavuşmuş bulunma ümidiyle gelen gönül inşirahıdır. Biz, Ramazan’ı ve oruç günlerini arkada bırakmanın değil, hata ve günahların ağırlığından kurtulmuş olmanın bayramını yaparız. Evet, bizim bayramımız, evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu da Cehennem ateşinden kurtuluş olan Ramazan-ı Şerifi tam değerlendirip, ateşten azat olma ümidimiz üzerine kurduğumuz bir bayramdır; Allah’ın rahmetinin enginliği ve o rahmetten nasiplenme beklentisi üzerine bina ettiğimiz bir bayramdır.

Bu Ramazan belki de yıllarca unutulmayacak, hep yapmak isteyip de bir türlü zaman ayırıp yapamadığımız şeyleri hayata geçirdiğimiz bir Ramazan oldu. Bir siren çaldı ansızın, adı COVID-19 ve bize kıyametin provasını yaptırttı. Mescitler kapandı, ama her bir ev cami oldu, uzlethane oldu. Teravihler, dualar, hatimler ve itikaflar ile Rabbimize yöneldik.

Kardeşlik destanları yazıldı. İnsanlık adına çok güzel hizmetler yapıldı. Sağlığımız için fedakarca çalışan NHS personeline yemekler yapıldı, çantalar dikildi ve moral ziyaretleri yapıldı. Evsiz insanlara kumanyalar dağıtıldı, ihtiyaçları için dışarı çıkamayanlara yardım edildi, evinde yalnız olanlar ile sohbetler edildi, yalnızlıkları giderildi. Diyalog iftarları online da olsa gönül köprüleri kurdu. Camimiz ve birçok platform manevi beslenme kaynağımız oldu. Abi ve ablaları çocuklarımızı hiç yalnız bırakmadılar. 

Dualar ile birbirimize kenetlendik.

Arkadaşlarımız, yaşadıkları bu ülkede komşusunu hatırladıkları gibi bir de yüreklerinin yarısını bıraktıkları ülkedeki kardeşlerini sevindirdiler.

Kendileri muhtaç oldukları halde kardeşlerinin imdadına koştular.

Hani bir gün Allah Resulü Mescid-i Nebevi’de bir muhaciri yanına alıp “Kim bu kardeşini evine götürecek ve karnını doyuracak” diye ensara seslenmişti. Ensardan bir sahabi, “Ben Ya Resulallah!” diyerek onu evine götürmüştü, fakat evde sadece çocuklara yetecek kadar yemek vardı. Çocuklar yemek yemeden uyutulmuş, karı koca kaşığı sofraya boş getirip götürerek misafirin karnını doyurmuşlardı. Sabah namazda Allah Resulü, o sahabi efendimize dönerek “Sen ve eşin dün gece nasıl bir fedakarlık yaptıysanız Allah ondan razı oldu,” demişti.

Bu Ramazan’da o manzarayı hatırlatan fedakarlıklar yapıldı ve ümit ediyoruz Rabbim bunları yapanlardan da razı oldu.

Yıllar var ki bayramlar hep hicran ve hüzünle geçiyor. İçimiz yanıyor ve yüreğimiz magmalar gibi kaynıyor.  Ama bu mesleğin bir kuralı var: İçin magmalar gibi yansa da gam izhar etmeyeceksin.

“Aşığım dersin bela-yı aşktan ah eyleme

“Ah edip ahından ağyarı agah eyleme…”

Şikayetçi değiliz Allahım halimizden. Rab olarak Senden, din olarak İslam’dan ve nebi olarak Hz Muhammed Mustafa Aleyhisselam’dan razıyız. Sen de bizden razı ol.

Konuşmamı, Peygamberimizin Medine’ye hicret ettikten sonra hemen her vakit ve özellikle de sabah namazının son rekatında rükûdan secdeye geçeceği sırada, bazı sahabilerin de isimlerini zikrederek mübarek dudaklarından dökülen ve sahabeyi gözyaşlarına gark eden duası ve Ramazan Bayramında gelen müjde ile tamamlamak istiyorum.

İnsanlığın İftihar Tablosu (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve Ashâb-ı Kiram efendilerimiz, Mekke’den ayrıldıktan sonra, hâlâ orada yaşamak zorunda kalan ve bütün güç ve kuvvetlerini sarf edip de bir türlü engelleri aşamayan, müşrikler tarafından devamlı göz hapsinde tutulan, elleri ayakları zincire vurulan ve zaman zaman en vahşi işkencelere maruz bırakılan bazı müminler vardı. O mazlumların mahpus kalmaları ve sürekli zulüm görmeleri, Efendimizin yüreğini hüzünle dolduruyor ve şöyle dua ediyordu:

“Kurtar Allahım!.. Kurtar Allahım!.. Hapsedilen, işkence gören, ezilen müminleri kurtar Allahım!.. Allahım! İbn-i Ebî Rabîa’ya necât lütfet; Allahım Seleme ibn-i Hişâm’ı halâs eyle; Allahım Velid ibn-i Velid’i felâha eriştir; Allahım Mekke’deki diğer mustaz’af müminleri kurtar!”

Bir Ramazan Bayramı sabahıydı. Vakit namazının ikinci rekâtında, rükûda, Ashab-ı Kiram uzun süreden beri duymaya alıştıkları niyâzı intizar etmiş; “Allahumme enci… Allahümme necci… Allahümme hallıs…” yakarışlarını beklemişlerdi. Fakat Rasûl-i Ekrem (Aleyhisselam) doğrudan secdeye gitmişti. Selam verilir verilmez, Hazreti Ömer (Radiyallahu anh) heyecan ve merakla sormuştu. “Ya Rasûlallah, ne zamandır hicranla yâd ettiğiniz kardeşlerimize bugün dua buyurmadınız?” Efendimiz’in mübarek çehresinde tebessüm şebnemleri belirivermiş ve “Allah kardeşlerinize necât lütfetti; yola çıktılar, geliyorlar.” demişti. 

Böyle bir müjdeye bugün biz de ne kadar hasret ve ne denli muhtacız!..

Bu müjdenin ufkumuzda belirdiği bir bayram olsun bu bayram.

Tüm arkadaşlarımızın bayramı mübarek olsun.

* Sohbet Society murahhas azası. Bu metin, Sayın Bilal Karaduman’ın Birleşik Krallık, İrlanda ve İzlanda Hizmet Hareketleri Ortak Bayramlaşma Programı’nda yapmak üzere hazırladığı konuşma metnidir. Programın uzaması dolayısıyla yapılamayan konuşmayı burada yayınlamayı uygun gördük.

Bilal Karaduman
Sohbet Society Director

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir