Warning: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI' (this will throw an Error in a future version of PHP) in /home/customer/www/onlinehizmet.org/public_html/wp-content/themes/betheme/functions.php on line 73
Strese Dayanıklı Nesi̇ller - Online Hizmet

Strese Dayanıklı Nesi̇ller

Mevlana Rumi Camii imamı Adem Kantar Hocamızdan Cuma Hutbesi duyurusu
Mart 27, 2020
Cesetlerin yakılması ve bilgi kirliliği üzerine bir akl-ı selim çağrısı
Mart 27, 2020
Paylaş

NOT: Bir doktor arkadaşımız bu makaleyi tutuklanmadan birkaç gün önce yazmıştı. Dualarınız tahliyesine vesile olur ümidiyle içeriği tam da günümüze bakan bu güzel makaleyi sizlerle paylaşmayı uygun gördük.

‘Resilience’ ruhsal esneklik ve sağlamlık, strese dayanıklılık anlamına gelen bir kelime. Bu makalede, ‘resilience’ konusunda yapılmış çalışmalar günümüze bakan yönleriyle ayet ve hadisler ışığında incelenecek.

Genetik farklılıklarımız strese dayanıklılıkta önemli bir etkendir. Gözlerimizin rengi, boyumuzun uzunluğu, kulak memelerinin yapışık olup olmaması gibi stresle baş etme gücü de bir dereceye kadar genetik özelliklerle doğrudan ilgilidir. Bazı insanlar yaşadığı olaylar karşısında yelkenleri kolayca suya indirirken diğerleri olumsuz durumlardan pek etkilenmeden çıkabilmektedir.

Genetik yapıya ek olarak ‘resilience’a katkı yapan faktörlerden biri de gelişimsel ortamdır. Gelişimsel açıdan esneklik çalışması 1970’lere kadar uzanır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre erken çocukluk döneminde ciddi problemler yaşayanlarda bile ‘resilience’ yaygındır. Çocukluk çağında travma yaşamış, örneğin yetim kalmış çocuklar üzerinde yapılan araştırmalarda, sonradan sağlanan sağlıklı ve güvenli çevresel ortamın, gelişimi normal olarak devam ettirdiği saptanmıştır. Yani çocukların yaşadığı olumsuz durumlar ve travmalar ömür boyu taşımak zorunda oldukları bir yük değildir. Mümkün olan olumlu ortam ve yaklaşım sergilendiğinde travmaların izi kaybolmaktadır.

Doğru şartlar altında, strese dayanıklılık oluşumuna katılan nöral devrelerin doğumdan sonra, hatta yetişkinlikte dahi değiştirilebilir olduğu görülmektedir. Bu da strese dayanıklılık durumunun yetişkinlikte bile arttırılabileceğini gösterir.

Bununla birlikte hayatın erken dönemlerinde yaşanan ciddi travmatik deneyimler, strese cevap verme sistemini uzun süreli olarak olumsuz da etkileyebilir. Bunda travmatik olayın sonunda çevredekilerin o olaya yüklediği anlam, travmatik olaydan sonra takınılan tavır ve ruhsal durum gibi etkenlerin de rolü vardır. Dolayısıyla travmatik hadiseler karşısında ilk anda sabır göstermek ve olumlu yorumlamak büyük önem arz etmektedir.

“And olsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 2:155) gibi ayetlerde Kur’an-ı Kerim, herkesin değişik imtihan ve zorluklarla karşılaşacağını ve sabrın bu sıkıntıları gidermede bir anahtar olduğu vurgulamaktadır. Yine “Sabredenlere mükâfatları elbette hesapsız olarak verilir.” (Zümer, 39:10) ayeti, sabrın sonunda sadece mevcut durumdan kurtulmanın değil, aynı zamanda eskisinden daha iyi konuma gelmenin mümkün olduğuna bir delildir.

Peygamber Efendimiz Aleyhisselam da, “Sabretmek isteyenlere, Allah (CC) sabır verir. Hiç kimseye sabırdan daha hayırlı ve daha geniş bir şey verilmemiştir.” (Müslim, Zekat, 124; Buhârî, Rikâk, 28.) buyurarak sabrın ilk şartının istemek olduğunu, sonrasının ise mutlak hayır olduğunu müjdelemiştir.

Yine Efendimiz Aleyhisselam’ın nurlu beyanları arasında “Temizlik imanın yarısıdır. Elhamdülillâh sözü, mizanı doldurur. Sübhânallâhi ve’l-hamdülillâhi ifadeleri de yerle gök arasını doldurur. Namaz, nurdur. Sadaka (samimiyete) delildir. Sabır, aydınlıktır. Kur’an, senin lehine yahut aleyhine hüccettir. Herkes sabaha çıkar ve (gün boyu yaptıklarıyla âdeta) nefsini satarak ya kazanır yahut kaybeder.” (Müslim, Tahâret, 1) bulunmaktadır. Bu hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz temizliğin imanın parçası olduğunu vurgulayarak söze başlamış, Allah’a hamd etmenin ve O’nun noksan sıfatlardan uzak olduğunu tesbih etmenin, yerle gök arasını ve mizanı dolduracak mahiyette değerli mücevherler gibi olduğunu hatırlatarak devam etmiştir. Ardından namazı, yolumuzu aydınlatan, karanlıktan kurtuluşa vesile olan ‘nur’a benzetmiş, sadaka ve verme duygusunun samimiyet ve ihlasla münasebetine değinmiştir. Sabrın ise aydınlık olduğunu belirtmiş, en karanlık musibet anlarından kurtulmada sihirli anahtar rolü oynayacağına işaret etmiştir. Kur’an’ın şahitliğine dikkat çektikten sonra da herkesin sabaha çıkacağını ve nihayetinde yaptıkları sebebiyle ya kazanacağını veya kaybedeceğini en güzel şekilde ilan etmiştir. Dolayısıyla ‘sabah olacak mı’ diye endişe etmek yersizdir. Sabah illa ki olacaktır. Önemli olan karanlık vakitte yapılması gerekenlerdir. Karanlığı aydınlatmak için de ‘sabır’ namazla birlikte zikredilmiş bir ışık kaynağı, bir aydınlık vesilesidir.

Erken dönemde kontrol edilemeyen ve beklenmeyen bir travma sonraki dönemlerde psikopatolojilere sebep olabilse de bazı stres durumları (aileden birinin hastalığı, kaybı, dostluk kaybı, istenmeyen taşınma, iş kaybı) etkin biçimde strese karşı cevap sistemlerini regüle eder (düzenler). Bu çocukların sonraki dönemlerde karşılaştıkları zor durumlarla daha kolay baş ettikleri ve daha az fizyolojik ve psikolojik belirti verdikleri görülmüştür. Orta derecede stres deneyimi ileriye yönelik bir çeşit immünite (bağışıklık) sağlıyor gibi durmaktadır. Bu durum hastalıklara karşı stres aşısı olarak da bilinir. Bir patojene düşük dozda maruziyet, ileri dönemdeki stres olaylarına karşı organizmanın daha kolay savaşmasını sağlamaktadır.

Önceden hazırlıklı olma ve inanç da stresör faktörler karşısındaki tutumu etkilemektedir. Kur’an-ı Kerim’de bu ne güzel ifade edilmektedir:

Müminler, saldıran o birleşik kuvvetleri karşılarında görünce: “İşte bu, derler, Allah ve Resulünün bize vadettiği zafer! Allah da, Resulü de elbette doğru söylemişlerdir.” Müminlerin, düşman birliklerini görmeleri, sadece iman ve teslimiyetlerini artırdı (Ahzab, 33:22).

Yani stres durumunda esas etken karşılaştığımız faktör değil, bizim ona yüklediğimiz anlamdır. Aynı durum bir grup için travmatik ve olumsuz etki yapabilirken, bir başka grup bundan etkilenmeden, hatta olumlu etkilenerek çıkabilmektedir.

Yapılan çalışmalar çekilen sıkıntıların ardından insanların strese karşı daha dayanıklı hale geldiğini göstermektedir. Hele çocuklar söz konusu olduğunda, onları bekleyen bir ömür boyunca daha esnek ve güçlü bir kişilik, yüksek bilişsel işlevlerle birlikte ruhsal ve entelektüel olarak yaşıtlarından hep bir adım önde olacaklardır.

Pozitif duygular da stresi tolere etme kapasitesinde önemli rol oynar. Olumlu duygular geliştirme sadece ruhsal açıdan değil, fiziksel açıdan da vücuda olumlu tesir etmektedir. Pozitif afekt adaptasyon mekanizmaları ve sağlığı koruyucu faktörler ile ilişkilidir. Pozitif emosyon, otonomik uyarılmayı azaltır ve strese karşı negatif uyarılma ile ortaya çıkan kardiyovasküler hızlanmayı iyileştirir ve daha iyi fiziksel sağlık şartları ortaya çıkarır. Pozitif duygulanım, medikal servislerin kullanımını azaltır ve nöroendokrin, kardiyovasküler ve inflamatuar reaktiviteyi azaltır.

Benzer şekilde, iyimserliği yüksek psikolojik refah daha fazla hayat memnuniyeti ile ilişkilidir. Optimistik bakış açısının büyük oranda kalıtsal olduğu düşünülmektedir. Ancak motive bireyler pratik yaparak optimistik bakış açısı geliştirebilirler. Optimistler sorunları sınırlı ve geçici görmek eğilimindedirler. Diğer taraftan kötümserler, sorunları kalıcı ve yaygın olarak görme eğilimindedirler ve depresyona çok daha yatkındırlar. İyimserlik aynı zamanda uzun yaşama ile de ilişkili bulunmuştur.

Kur’an’da geçen şu ayet sanki bu durumu özetlemektedir:

Onlar öyle kimselerdir ki halk kendilerine: “Düşmanlarınız olan insanlar size karşı ordu hazırladılar, aman onlardan kendinizi koruyun!” dediklerinde, bu tehdit onların imanlarını artırır ve “Hasbunallah ve ni’me’l-vekil (Allah bize yeter. O ne güzel vekildir!)” derler (Âl-i İmrân, 3:173.).

Minnettarlık, hayata karşı genel takdir görünümüne ilişkin bir başka olumlu duygudur, sosyal destek ve teşvik ile bireyleri stres ve depresyondan koruduğu gösterilmiştir. Kur’an’ın “Hamd” ile başlamasının pek çok hikmetinden biri de bu olabilir.

Sonuç olarak söylenebilir ki, bazen olumsuz olarak algıladığımız olaylar ve istenmeyen durumlar hem yetişkinler hem de çocuklar için stres aşısı olarak etki etmektedir. Bu istemeden aldığımız stres aşısı, gelecekteki muhtemel stresörlere karşı bizi daha dayanıklı hale getirmektedir. Gelecekte ortaya çıkabilecek pek çok olumsuz durumda insanların çoğu yılgınlık ve bezginlikle kendini geri çekerken, bugün strese maruz kalmış yetişkinler ve çocuklar problemleri tereyağından kıl çeker gibi çözüme kavuşturabileceklerdir. Özellikle gençler ve çocuklar için bugün yaşanan travmaların stres aşısı etkisi yaptığını ve geleceğin yönetici sınıfının yetişmekte olduğunu söylemek abartı olmayacaktır.

1 Comment

  1. rachel.corrie.203@hotmail.com' Feride Bahar dedi ki:

    Ne kadar doyurucu bir yazı olmuş. Referans kaynaklara link vermeniz ise takdire şayan. Çok teşekkürler, çok istifade ettim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir